Pan N'oldu derken...

ünlü şaolin börekçisi
Recent Tweets @PanMonroe
Posts I Like
Who I Follow

Ben bu tumblr denen dalgayi, mevcut olan mutsuzlugumu tamir etmek icin degil; ortada kalmasin, esim dostum zehirlenmesin diye actim. Tamir olma imkani yoktu. Yazip cizerken, bunu bilerek eglendirdim kendimi. Zaten bir ruzgara kapilip gitti.

Bir derdim var, allah saglik sihhat versin oyle degil sukur, bildigin gonul derdi. Buraya yazmak istemeyecegim kadar, elimle tutamayacagim bir mutsuzluk. Ne sevme derdi, ne sevilme derdi. Gurbetteyim, malum. Turkce uzulemiyorum ben. Kiziyorum, seviniyorum, sasiriyorum; bunlar hep pratik… ama bana yetmiyor. Sevmek, sevilmek falan da yetmiyor; sana bana gulunc gelecek kultur soklari yuzunden yetmiyor, bunlar hep tecrube… 

'Ben ne yaptim, kime ne kotuluk ettim de boyle oldu' diye usenmeyip liste de cikardim. Bir helallik verin bari be, ne diyeyim?

19 plays

this is masterpiece mujgan.


Misafir

"çok eski bir dostuyum"
diyen bir adam
gün gelir, kapım çalarsa
benim için “öldü” deyin



güzel yüzlü
sert bakışlı
zor bir kadın
derse “geldim anılarla”
"seni çoktan gömdü" deyin

eskiden büyük bir kapı vardı
şimdi duvar olan yerde
artık ben insana
dost değilim

gelse son misafir
misafirim azrail

can dolaştı, döndü geldiği yere
bir durakta indi, vardı evine
anladı o an hayat bir gezidir
can emanet, ruh misafir


2004…Bol erotizmli, canimli cicimli bir gunun sonrasi; 1000 kere seyrettigim turk filmini izleme keyfi yasiyordum ki, telefonum caldi. Bizim beyzadeler beyzadesi Italya’dan donmus, kendi atolyesini acmis, bir de kutlama partisi veriyor. “Gel abi mutlaka” diyor israrla.

- Oglum simdi ask yasadim (yavsak ve velet velet guluyorum), gelemem yayilicam, ben sonra ugrarim senin dukkana.

- Dukkan dedi ya (“dedi ya” guluyor) Abi cok guzel bir gece olacak gel iste. 1 senedir gorusmedik be.

- Arkadas getirebilir miyim yanimda? Tek basima git-gel yoruyor ya.

- Getir kimi istersen getir yeter ki gel.

- Tamam, ama “istanbul’u cok ozlemisim abi bu sehir baska” falan goygoyu yaparsan  agzini burnunu kirarim senin…

Kapattim telefonu. Hala da gidesim yoktu, herifin beni cok ozledigine de inanmiyordum. “isi gucu sov ibnenin ya” dedim kendi kendime. sonra bu dusuncemi baskalari duymasin diye sesini kistim, gittim giyindim. Ardindan yanimda kimi goturecegime dair ufak bir hesap kitap yaptim. “Kalk lan gidelim ” dedigimde, “ya abi ben biraz daha takilayim be” demeyecek arkadaslari liste basina koydum, onlari eledim biraz da, sonra Kerem’i aradim. Aslinda en bastan Kerem’i cagiracaktim zaten ama, maksat mevzuat olsun.

Ben, mobilyaci Kerem ve onun gunde 18 saat SMS yazan kuzeni Gurkan (o da onu cagirdi) bir resim atolyesinde yapilan partiye katilim gostermek icin Taksim’e dogru yol aldik. Ben cok muzip yapili bir insan oldugum icin, yol ustunden bir kutu cikolatali pismaniye almayi da ihmal etmedim. Mekan, guzel yere konuslanmis. İyi yer secmisler takdir ettim. Aznavur pasajinin en ust kati, genisce bir studyo, atolye, hatri sayilir buyuklukte de bir teras. Zaten partide de topun oynandigi bolge %65-70 civari bu teras, herkes orda. Bazilarini sima olarak taniyorum, bazilarini ciddi ciddi taniyorum, bazilarini da ilk defa goruyorum. Ama tayfa asagi yukari kafanizda canlandiracaginiz gibi, tarif falan etmiycem (kizlar net guzel)

Beyzadeye pismaniyesini verdim, kahkaha atip yanindaki gozluklu lavuga gosterdi. Sora sarildi optu beni “Ersel’cim supersin ya” deyip. Yaninda orta yasli bir adam ve iki kadin da vardi ilk defa gordugum. Onlara beni ove ove bitiremedi, cok iyi bir muzisyen oldugumu, ayrica gelecegin buyuk yonetmeni oldugumu (ki olmadim farketmissinizdir), hafif deli ama cok falanlarda ve filanlarda oldugumdan da bahsetti.  Tabi bu ovgulerin sebebi, bana olan saygisini paylasmaktan ziyade, benim gibi kro bir adami ve iki tane pastorize arkadasini niye cagirdigini, cok buyuk ihtimalle guzel sanatlarda ogretim uyesi olan bu abilere ablalara aciklamak icindi biraz da. (o zamanlar salon erkegi kimligim tam oturmamis, sanat camiasi beni taca atmak istiyor)

Protokol merasimi bittikten sonra rahatladim. Gurkan da cevreye ayak uydurmus, elinde birasiyla kafasini salliyordu; adeta muzigin ahengine birakmisti kendini. Moby’le Moby, Pleysibo’yla Pleysibo oluyordu. Kerem ise hala mobilyaciydi. 9 yasimda onu tanidigimda da oyleydi, hala da oyle. Kerem’e olan saygimin o gece tavan yaptigini cok iyi hatirliyorum. Ben birkac kisiyle selamlasip kisa sohbetler ve haybeden 1-2 sakalasma yasadiktan sonra, sessiz sedasiz sohbeti koyulastirdik Kerem’le, ne konustugumuzu hic ama hic hatirlamiyorum, ki bunun gercekten de hicbir onemi yok.

………………………………………………….

Zaman ve insan arasinda kurulan bagda cok fazla tuhaflik oldugunu dusunuyorum. O gece liseden kiz arkadasim olan Melis’i gordum ve sanki mazinin derinliklerinden biriyle karsilasmisim gibi hissettim kendimi, bunu animsiyorum. Ustunden sadece 3-4 sene gecmis olmasina ragmen, “vay be ne zamanlardi” ruh halini tasiyordum. Halbuki ayni Melis’i gecen sene (2011) gordugumde; sanki dun siniftaymisiz da, elimizde saatler, ogle teneffusune dogru bir geri sayim icindeymisiz gibi net hatirliyordum o gunleri.  Belki de bu gecen surede o kadar cok seyi unutmak istedim, unutturdum ki kendime, eski klasorler cana geldi. Velhasil, genc adamim tabi, kendimi efkara  surukledim ama olmadi; onun yerine Melis’in numarasini aldim. 

DEVAMI ACAYIP HEYECANLI AMA SONRA YAZICAM YORULDUM

not: melis’le o geceden sonra bir kere telde gorustum, sevgilisi vardi. hikayenin devaminin onunla ilgisi yoktur, arz ederim, iyi aksamlar.

aserkan:

Modern olmak zor değil. Kelime anlamı çağdaşı da karşılıyormuş. O da işte içinde bulunduğumuz çağın şartlarına uygunluk falan filan. Gerçekten modern/çağdaş olmak zor değil de biraz masraflı.

Biz içinde bulunduğumuz çağa ayak uydurmaya çalıştıkça çağ ayaklarımızın altından kayıyor….

99 plays

cok kral bi solo atmisim buna. kendim bile begendim. mirkelam dusunsun.

12 plays

2010 senesinden, o zaman ara sıra çaldığımız arkadaşlarla bir canlı kayıt.

Gitar-Vokal: pan

Bas: Volkan (ya da Özgür çocuğun adını hatırlayamadım iyi mi)

Davul: Özdemir

 Yine böyle bir gün diskodayız… Aslında tam olarak böyle de başlamıyordu, ama nihayetinde soyutu somutta da meşru kılacak bir naiflikte yürüdüğü için her şey, tekrarların bizi götürdüğü yer belli. Her şey yeni çünkü. Çay içip simit yerken de diskodayız, sen banka kuyruğunda mevduatımıza çile çektirirken de diskodayız, pazar alışverişi yaparken de diskodayız. Ve lakin bu sefer fenası, hakkaten diskodayız.

 Yıllardır üzerimde zaten montaj duran o eğlenme ruh hali, artık kendini kandıramayacak duruma gelmiş belli ki. Aksi gibi o gün de yanımda sırt çantası var ve olağanüstü karizmama rağmen oranın adamı olmadığım daha girişte ortaya çıkıyor. “Olsun” diyorum kendi kendime. “İnsanın yanında dans etmeyi seven bir kız olması her zaman iyidir”  Buna o gün  orda kendimi o kadar inandırdım ki, hala o idelojinin peşindeyim. Velhasıl, o tantanayı pek kıymetli okurlara aktarıp klişe manzaralar canlandırmak istemiyorum kafalarında; olaylar hızlandı, gelişti, arıza çıkardım yine ki bu sefer haklıydım da. ve şöyle bir yere vardı:

-  Ya ben dayanamıyorum çıkacam, sen dans mı edersin n’aparsan ya konuşuruz.

-  Eğer burdan çekip gidersen, ilk tanıştığım herifle çıkarım mekandan.

Böyle uçan-tekme bir söz karşısında sayısız reaksiyon izleyip okumuşumdur (büyüklerimizden) ama hiçbirini tecrübe etme şansım olmadı, çünkü kitlenip kaldım. Delikanlıca, aforizmalı bir cevap mı vermeliydim, okkalı bir tokat mı aşk etmeliydim, bağırıp çağırmalı mıydım bilemedim. 4-5 saniye sessiz kaldıktan sonra arkamı dönüp yürümeye başladım. Kalabalığı yarıp geldi, sırtıma atladı, ardından yere indi ve çenemi ısırdı, ağlamaya başladı. Çok sarhoştu, herkesin bize baktığını hatırlıyorum, pitbull gibi çeneme asılmış beklerken. “Gitme”  dedi, yine ağladı. “tamam peki sakin ol tamam” dedim. sonra beraber çıktık mekandan. Öfke mi vardı, üzüntü mü, hayalkırıklığı mı vardı, o an ne hissettiğimi pek hatırlamıyorum. sevdim sonra, o halini daha çok sevdim, onu iyi hatırlıyorum.

Yıllar sonra yine birgün diskodayız, çantasızım. cevapları daha iyi biliyorum artık, ama soru yok ortada. Eşim dostum, “kendi kendine sor”  gibi manyakça çözümler üretiyor, ben de kendimi “ulan acaba ısırsa mıydım?” diyerek maceradan maceraya koşturmaya devam ediyorum.

onurumut:

bilardo oynamayı öğrendiğimde onyedi yaşındaydım ama artık bilardo oynayan kalmamıştı etrafta. iyi olmak anlamsızdı. ilk solistlik denememde detone olmuştum. mavi sakal’dan söylüyorduk. bas gitaristimiz bunu suratıma vurduğunda gülüyordu. kafasında baget kırdım. yanımızda hatunlar vardı. iyi olmak…

49 plays

belki de son yek mamut kaydı